Napolyon Bonapart, İtalyan asıllı bir ailenin çocuğu olarak, Korsika'da Fransa Krallığının Korsika'yı istilasından sadece bir kaç ay öncesinde dünyaya geldi. Yaşadığımız dünyaya en çok etkisi olan insanlardan biri olan Napolyon hakkında Eric Hobsbaws - Age of Revolution kitabında şöyle bahsediyor;
"Generallerin güvenebilecekleri tek şey, sınırsız bir saldırma cesareti ve hatırı sayılır miktarda yerel yardımdı. Kuşkusuz, ordunun kendinden kaynaklanan zaafları da vardı. Napoleon ve bir iki generalin dışında, komuta geleneği ve kurmay çalışması zayıftı; çünkü devrimci general ya da Napoleoncu mareşal, pek büyük bir olasılıkla kafasından ziyade cesaretinden ve önderliğinden dolayı terfi etmiş kaba bir ‘başçavuş' ya da ‘bölük komutanı' tipiydi. Kahraman, ama oldukça budala olan Mareşal Ney, bu bakımdan çok tipiktir. Napoleon, savaşları kazandı; mareşalleriyse kaybetme eğilimindeydi...
Devrim ve bilhassa tüm gücüyle desteklediği Jakoben diktatörlüğü zamanında son derece önemli bir cephede yerel bir komiser tarafından oldukça yetenekli ve gelecek vaat eden bir asker olarak fark edildi. Komiser de rastlantı eseri Korsikalı'ydı, ancak bu durum görüşlerini olumsuz yönde pek etkilememiş olmalı. II. Yıl, onu general yaptı. Robespierre'in düşüşünden sağ salim yakayı sıyırmayı başardı ve Paris'te işe yarar bağlantılar geliştirme yeteneği, bu sıkıntılı günlerden sonra ona yardımcı oldu. Kendisini sivil otoritelerden bağımsız hareket eden Cumhuriyet'in birinci asker kişisi yapacak olan 1796 İtalyan Seferi'nde şansı yaver gitti. 1799 yılının yabancı işgalleri Direktuvar'ın güçsüzlüğünü ve kendisinin de vazgeçilmezliğini ortaya koyunca, iktidar yarı yarıya kendisine teslim edilmiş, yarı yarıya da kendisi tarafından ele geçirilmiş oldu. Birinci Konsül oldu; ardından ömür boyu Konsül ilan edildi; ardından İmparatorluğa getirildi. Kendisinin gelmesiyle birlikte, sanki bir mucize olmuş gibi, Direktuvar'ın çözülmeyen sorunları çözülür hale geldi. Birkaç yıl içinde Fransa'nın bir Medeni Kanun'u oldu, kiliseyle anlaştı ve hatta burjuva istikrarının en çarpıcı simgesi olan Merkez Bankası'nı kurdu. Böylelikle dünya ilk laik mitine kavuştu. Yaşlı okurlar ya da eski âdetlere bağlı ülkelerdeki okuyucular, Napoleon mitinin yüzyıl boyunca nasıl yaşadığını bilirler: Orta sınıftan hiçbir ev, onun büstü olmadan tamam sayılmazdı ve nüktedan, zeki broşür yazarları şaka yollu da olsa onun bir insan değil, bir güneş-tanrı olduğunu ileri sürerlerdi. Bu mitin olağanüstü gücü, ne Napoleon'un zaferleriyle, ne Napoleoncu propagandayla, hatta ne de Napoleon'un şüphe götürmez kişisel dehasıyla açıklanabilir. Bir insan olarak iktidar onu oldukça çirkinleştirmişse de, hiç tartışmasız son derece parlak, çok yönlü, zeki ve düş gücü olan biriydi. Bir general olarak benzersizdi; bir yönetici olarak son derece etkili bir tasarımcı, şef, idareci, icracı ve kendisine bağlı olanların yapmakta olduklarını kavrayıp yol gösterebilecek çok yönlü bir zihinsel yeterliliğe sahipti. Bir birey olarak etrafına bir büyüklük duygusu saçıyor gibi görünür; ancak Goethe gibi buna tanıklık edenlerin çoğu onu, mit çoktan etrafını sarmışken, şanının doruklarındayken görmüştür. Hiç kuşku yok ki, büyük bir insandı ve belki Lenin istisna tutulabilir, ama tarihin portreler galerisinde bugün dahi belirli bir eğitim görmüş insanların çoğunun (minyonluğu, alnından öne doğru taranmış saçı ve yarı açık yeleğine sokulu elinin oluşturduğu üçlü belirti sayesinde de olsa) derhal tanıyacağı resimlerden biridir. Onun büyüklüğünü yirminci yüzyılın büyüklük adaylarıyla ölçüştürmeye kalkmak, yersiz bir iş olurdu...
Geçmişin dünyayı sarsan büyük şöhretleri, ya İskender gibi kral olarak ya da Julius Caesar gibi patrici olarak başlamışlardı; ama Napoleon salt kişisel yeteneği ile ‘ufak bir onbaşı'lıktan, bir kıtanın yönetimi mertebesine yükseldi..
Kendisinden önce gelenler sadece düşünmüştü, o hayata geçirdi. Bütün bir Anglo-Sakson olmayan burjuva dünyasına örnek olacak Fransız hukukunun apaçık büyük anıtları (Code'lar) , Napoleon'un eseriydi. En yukarıdan en aşağı kademesine, mahkeme, üniversite ve okullardaki makam hiyerarşisi onun imzasını taşır. Ordu, devlet memurluğu, eğitim, hukuk gibi Fransız kamu yaşamının büyük ‘kariyerleri', hâlâ Napoleon dönemindeki biçimlerini korumaktadırlar..."
(Eric Hobsbawn - Devrim Çağı)